Kas 292012
 
HAMMURABİ KANUNLARI

Antik pagan kralları düşününce, adalet ve doğruluk muhtemelen ilk akla gelen şeyler olmaz. Günümüz modern çağın insanları olarak bizler daha çok en küçük bir kapris uğruna bile birini ölüme gönderebilecek, dönek, güce aç despot krallar hayal ederiz. Ancak yaklaşık 4 bin yıl önce refah içinde gelişen Babil’e hükmeden Hammurabi bu kalıba hiç uymuyor.  Hammurabi zayıfları zulümden koruyacağına söz verdi ve tarihçiler onun adalet ve doğruluk atmosferini koruduğuna inanmaktadır. Üstelik buna inanmakta hiç de haksız değildirler.

Tarihçilerin Hammurabi hakkında böyle olumlu düşünmelerine sadece yüz yıl kadar önce bulunan bir nesne sebep olmuştur. Bu nesne antik çağlardan gelen en önemli eserlerden biri olan Rosetta taşı gibi büyük bir ün ve önem kazanır. Bu kitabe sayesinde Hammurabi kanunları anlaşılabilmiş ve bu kanunlar antik Babil krallığındaki yaşam ve kültüre ışık tutmuştur.

1901 yılında Fransız arkeolog Jean Vincent Scheil tarafından keşfedilen kitabe, antik çağlara ait kanunları kapsamlı ve iyi korunmuş olarak üzerinde taşımaktadır. Bugün bu bazalt kitabe Paris’teki Louvre Müzersinde yer almaktadır. İki metreden biraz daha uzun olan kitabe, bu haliyle antik Babil şehrinde ilk dikildiğinde halkın kolayca görüp okumasının amaçlandığını ortaya koyar. Bu kitabenin türünün tek örneği olmadığını kitabe üzerindeki yazılardan ve diğer Babil şehir alanlarında bulunan kalıntılardan anlıyoruz.

Kitabenin üst kısmında kışı ve fırtınaları uzaklaştırıp dünyayı aydınlatan ve yeşillendiren, kötülükleri kovup adaleti ve merhameti getiren tanrı Shamash ile birlikte Hammurabi tasvir edilmiştir. Bu figürlerin altında Akkad dilinde yazılı kanun maddeleri yer almaktadır. Tabletin ön kısmında 16 arka kısmında ise 28 metin bulunmaktadır. Hammurabi’nin tanrılara yakardığı ve adaletini güçlendirmelerini istediği önsöz ve sonsöz arasında ana bölüm bulunur. Yaklaşık olarak 300 kanun bulunmaktadır. Bu kanunlar Babillilerin şaşırtıcı şekilde çağının oldukça ötesinde olan adalet anlayışını göstermektedir.

HAMMURABI

Scheil yazıtı bulduğunda, etkilenen bilim adamları yazıt hakkında sayısız kitap ve makaleler yayınladılar ve bu yazıta “Hammurabi Kanunları” adını taktılar. Tarihçiler kanunların önemini ve günümüze kadar saklı kalan gizemlerini tartıştılar. Hukuk tarihine, sosyal adalete ve hatta kutsal kitaplara bakışa oldukça farklı bir anlayış katan bu kanunlar bilim dünyasında büyük bir heyecan yaratmıştı. Nedenini anlamak için ise en dikkat çeken kanun maddelerine bakmak yeterlidir.

HAMMURABİ KANUNLARININ MADDELERİ

Hammurabi Kanunların incelemek, şehir merkezleri ile canlı tarımsal faaliyetleri ile gelişmiş antik bir imparatorluk olan Babil’e bir pencereden bakmak gibidir. Bu kanunlar üretimde sürekliliği sağlamayı ve toplumun refahını korumayı amaçlamaktadır. Bazı tarihçiler bu kanunların Avrupadaki ortaçağın erken dönemlerinde (MS 500′lü yıllar ) olduğundan çok daha gelişmiş bir toplum yapısını resmettiğine inanmaktadırlar.

Bu kanunların yaklaşık 100 tanesi mülkiyet ve ticaretle ilgilidir ve borç, faiz ve teminat gibi unsurları düzenler. Örnek verecek olursak, eğer bir su seti yıkılır ve buna müteakip su taşkınında çiftçilerin ekinleri zarar görürse, kanun bundan dolayı setin sahibini / inşaa edeni sorumlu tutar ve çiftçilerin zararını karşılamalarını sağlar. Babil ekonomisi kısmen madeni para kısmen de takas usulüne dayalıdır ve kanunlar borçlanma anlaşmalarını düzenleyerek belirli sınırlar getirmiş ve bu yolla tefeciliği engellemek hedeflenmiştir. Kanunlar borç verenleri gümüş tabanlı borçlanmada en çok yüzde 20, buğday tabanlı borçlanmada ise en çok yüzde 33.3 faiz uygulamaya zorlar. Bu oranların üzerinde faiz ve ücret alamazlar. Borç verenler aynı zamanda anlaşmalarını şahitler huzurunda yapmak ve geri ödeme için hasat dönemi sonunu beklemek zorundadırlar. Dahası kanunlar teminatlı borçlanmayı da içermektedir. Toprak, evler -hatta kadınlar ve çocuklar- teminat olarak sunulabilir. Borçlunun borcunu ödeyememesi durumunda borç anlaşması kölelik anlaşmasına döner ve borçlu borcunu  ödeyene kadar köle olarak borçlu olduğu kişi adına çalışır.

Kanunların 100 kadarı ise aile ve evlilik ve çocukların verasetinden zina ve ensest ilişikilere kadar uzanan konularda düzenlemeler içerir. Evlilikler çoğunlukla muhtemel damat adayı ve arzu edilen kadının babası arasında yapılan bir iş anlaşması niteliğindedir. Boşanma erkekler için kadınlardan daha kolaydır. Boşanmada çoğunlukla erkek bir ücret öder ve çeyizi ( drahoma ) iade eder. Ensest ilişki veya bir kadının kocasını aldatması sürgünle ya da ölümle cezalandırılabilir. Tahmin edebileceğiniz gibi kanun babayı ailenin başı olarak görür. Baba çocukları evlenene kadar onları kendi işlerinde çalıştırmakta ya da borçlu olduğu kişilere hizmet etmeye yollamakta özgürdür. Babalar aynı zamanda çocuklarını satabilirler. Eğer bir çocuk babasına karşı asi gelirse çocuğu elleri kesilir.

Bu son cezalar Hammurabi Kanunları kadar bizleri yasal suçlara karşı yaptırım uygulanması kavramına götürür. Bazı uzmanlar Hammurabi Kanunlarındaki bu özelliğin kanunların en ilgi çekici yanı olduğunu belirtmektedirler.

KISASA KISAS: HAMMURABİ KANUNLARINDA CEZALAR

Toplumsal yapının kararlılığı için Kral Hammurabi belli suçlar için çok acımasız cezalar getirmiştir.  Bilindiği kadarıyla bir çocuğun ellerinin ya da bir kadının göğüslerinin kesilmesi gibi fiziksel zarar vermek en genel cezalardan biridir. Ölüm bir başka ağır cezadır. Kanunlar hırsızlık, zina ve büyücülüğün de arasında bulunduğu 28 suç için ölüm cezasını kesin olarak belirtir.

HAMMURABİ KANUNLARI

Cezalar çoğu kez failin sosyal statüsüne göre belirlenmektedir. Elit tabakadan biri eğer alt tabakadan birine karşı çok çirkin bir suç işlerse maddi tazminat ödeme cezasına çarptırılabilir ancak eğer roller değişir de alt tabakadan biri elit tabakadan birine aynı suçu işlerse çok daha ağır bir ceza ile karşı karşıya kalabilir.

Göze göz, dişe diş deyimini mutlaka bilirsiniz. Eskiden insanlar aynı zamanda bir tür intikam niteliği de olan bu anlayışı adaletin dağıtılması ve hakkın yerini bulması için gerekli görüyordu ve bu kısas ilkesi Musa A.S.’a ve Yahudi yasalarına dayandığı düşünülmekteydi. Ancak Hammurabi yasalarının keşfi bu kanıya şüphe düşürür.  Kısas ilkesi Hammurabi yasalarında en yalın hali ile görülür. Eğer biri bir başkasının gözünü  çıkarır ise, kendi gözünü de ceza olarak kaybeder. Aynı şey vücuttaki neredeyse tüm uzuvlar için geçerlidir. Her ne kadar modern çağın insanlarına bu tür cezalar tuhaf, ilkel ve vahşice gelse de Hammurabi zamanları için son derecede adil kabul edilmekteydi.

Tarihçiler kısas ilkesini Musa ve Tevrat üzerinde görünce şaşırmışlardı. Pek çok kişi kısasın Hammurabi kanunlarının bir yansıması olarak gördü. Ancak tarihçiler buna şiddetle karşı çıktılar. Her iki kanunda da çok belirgin farklılıklar bulunmaktaydı ve bu iki kaynak ancak birbirinden bağımsız olarak gelişmiş olabilirdi. Tarihçiler Tevrat’ın çok daha insancıl ve eşitlikçi olduğunu belirtip, Hammurabi yasalarında cezaların failin sosyal statüsüne göre değişmesine rağmen, Tevrat’ta  böyle bir ayrımın olmadığını belirtiyorlar.

Bugün tarihçiler Hammurabi Kanunları üzerine çalışmaya çeşitli nedenlerle devam etmektedirler. Belki bunda kısas ilkesinin de büyük bir etkisi vardır. Bugün dünya üzerindeki pek çok ulus kısas ilkesinin suçların cezalandırılmasında ne kadar adil ve etik olduğunu halen tartışmaktadır.